adam,karışmış sakallarının arkasında çocukluğundan bir şeyleri saklıyor. ağladığında yaşlar, sevgilisinin yüzünü bile ıslatamadan, sakallarının arasında kayboluyor.
gökyüzü mavi aslında hava da açık, içim boğuluyor bir kaç kaşık suda. yazları sıcak ve kurak bu şehri, şehirden öte şehirlileri bir de yaşanmışlıkları, hep yağmurlu ve ağlak bir şehir uğruna terk etmenin düşüncesi ciğerimi sıkıyor. gidişi de değil dönüşü. yaşadıkça daha mı çok korkuyoruz ki? bir önceki, ondan da önceki geri dönüşler düşüme düştükçe, olmuş ve olasılar uçuştukça kafamda ister istemez, başka şehrin yağmurları içime yağıyor.
yyyaabbaba
sular köprünün altında akmadan durmuş olsa, ki bir an durdu sandım nefessiz kalınca. bir başkasının sessizliğinden nefeslenmek, o bir an bitene kadar,öylesine bir tavşan deliğinden boşluğa düşmekten bile iç titretici, yürek hoplatıcı belki de tam öyle bir şeydi.
“Söylemek isterdim o anıyı…
Ama öylesine silindi ki artık… hiçbir şey kalmamış gibi…”
its karma bitch
alışmak üzerine yazmak istiyorum. alışmak, umursamamanın bir muadili midir? alışkanlıklar artık üzerinde durmadan, umursamadan yapılanlar mıdır?
yoksa tam tersi alıştıklarımızı o kadar çok umursarız ki, yokluklarında eşekten düşmüş gibi mi oluruz?
alışmışlıkların yokluğunda eşekten düşmüş gibi olmamız yalnızca üzerlerine düşünmediğimiz için midir? yani artık düşünmek durumunda kaldığımızda çok mu zor gelir.
alışmış olmak, alışkanlık edinmek de değil aslında tam olarak. bu durumda her ikisini ayrı ayrı incelemek gerekir. geriye sarıyorum öyleyse.
alışmak üzerine yazmak istiyorum. alışmak, umursamamanın bir muadili midir? bir duruma, eyleme ya da eylemsizliğe alışmak, onun varlığıyla ilgili sorular sormayı bırakmak demek değil midir? alışmak sorgulamamaktır. umursadıklarını sorgular oysa ki insan.
rafın üzerindeki kitapları kaldırmadan tozunu almak gibi alışmak. kitapların altındaki tozu umursamadan öylece geçip gitmek. anneannem toz almayı umursuyor olmalı. alışmışlık his azalması da getiriyor. alışıyorsun ve eskisi kadar acıtmıyor, güldürmüyor, zevk vermiyor. alışmasaydık her şey muhteşem ve aynı derecede acımasız olmaz mıydı?
alışmaman lazım, ya da belki alışman lazım.
“Sevişmelerin taklidini yapabiliriz.
Sarılışların taklidini yapamayız.”
pencereler
hayat oldukça pencere şu sıralar. hep kendi penceresinden baktığın bir hayatın var örneğin.
fiziksel olarak da, iç içe geçmiş pencerelerden bakıyorsun yerlere, kişilere, objelere, dikkat et bak, şimdi bakıyor olduğun da bir pencere, olduğun fiziksellikten soyutluyorsun kendini, başka bir gerçekliğe bakıyorsun.
toplumların çerçevelerinde, pencerelerinde yaşadığın bir hayatın var -çoğunlukla-. oysa başka başka toplumların kendilerine ve dışarılara baktıkları pencereler hep başka başka. bazısının penceresine kalın kadife perdeler çekili. hepsi farklı nihayetinde. sen göremiyorsun hepsini belki bir tekini bile, kendi pencerenin kenarlarıyla sınırlamışsın algılarını.
odamın penceresinin dışında karanlık var şu an, bir de sokak lambası. bazen geçen bir iki araba.
“Kanatları sarı benekli sığırcıklar aniden ötüverecekler mi bir gece?”
bir bilene sordum
tumblr staff adı altında saçma sapan iletiler gönderiyorum.. neden? niçin?
uzun uzun öttü saat, ışık kirpiklerinin arasını zorladı. rüya tüm bedenine sahipti hala, ılıktı, yumuşaktı, çok gerçekti. kaçmasına izin vermemek için tutmaya uğraştı. her saniyesini tekrar tekrar aklından geçirdi. geçirmese unuturdu, unutmamaya uğraştı. ne geçmişi, ne gerçeği, ne rüyayı unutmak istedi. o an zaten hepsi birdi.
rüya eksikti, bitmemişti, bitmeseydi. gözlerini sabahın ışığına yumdu. zihnini zorladı. kesildiği yerden devam etsin istedi film gibi. rüyaların gerçekliğine düşmek istedi.
sadece uykuya düştü.
anka kuşu, öldü.. küllerinden hep yeniden doğacak sanmıştınız. bakın bu kez alevlenmiyor küller. anka küllerinin içinde yok oldu. hayatının “anka”sını kaybeden adam saçlarını kestirdi. saçları kısayken aklı daha uzun oldu. alevsiz karanlıkta saçları yolu buldurmuyordu zaten. anka kuşu öldüyse, hiçbirinin önemi yok artık.
pepetevalerie için gelsin :) güneşli pazartesi sabahında!
(Source: madgirls-lovesong)